Gözyaşın kederimdir Sultanım (s.a.v.)!!!

9/4/2008

Kelimelerin anlamını yitirdigi bir an
Gözyaşım konuşuyor yine gecenin bir yarısı...
Ben hep geceyi bekledim aglamak için
Geceyi bekledim Senin sevgini yıldızlara anlatmak için
Hasretimi dualarla anlamlandırmak için geceyi vuslat yaptım kendime
Sevginin gerçegi yerleşince kalbime
Yalnızlıgım ,çaresizligim ve o hiç bitmez sandıgım kederim
göçüp gitti en ulaşılmaz kuytulara...
Karanalık kabuslar Varlıgınla en güzel düşlere bıraktı yerini

Bu öyle bir aşkmış ki Sultanım
Ne vazgeçilir ne de yerine biri gelir...
Yaradan bu aşkı ekti ya yüregime, şimdi güneş
hergün yeni müjdelerle doguyor
ve her akşam hiç bitmeyecek umutlarla batıyor.

Hep istiyorum Gül yüzünü bir kez görsem rüyamda
sonra korkuyorum Sultanım
Utanıyorum...
Ümmetin gaflette
Ümmetin rüzgarla savrulmuş toz misali...
Gözyaşlarını görürsem eger kahrolurum
Bin parçaya bölünür yüregim
Acının en dayanılmazıdır Nur Cemalini üzgün görmek.

Efendim aglama Sen
Aglama ki ay aglamasın
Güller bükmesin boynunu...
Yüzüne bakacak yüzümüz,şefaat isteyecek dilimiz mi kalır??
güller de davacı olursa bizden...
Gül daglayanlar kadar izinde olan ümmetin var.

Taifte taş atan ellere inat
Sana uzanan dillere inat
Küfrü hak bilen kafire inat
Ben de Senin yolunda yürüyecegim Ümmetin olmayı hakedecegim

 

                                                                             alıntıdır..

Yorum (2) Kalıcı Bağlantı

EBEDİ SEVGİLİ...

20/2/2008

                    Hadi bugün O’na (CC) sevgini göster!
Bugün sevgililer günü ya…
O’nun için bir şey yap!
O’na (cc) kendini beğendir bugün!
“Seviyorum” diyorsun ya…
Hadi göster sevgini!
O (CC) neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren!

VE
Sev O’nun sevdiklerini, sevmediklerinden uzaklaş!
Ki, O da sevsin seni…
Seven elbet sevilir ama, lafta kalmasın sevgin…

Hadi bugün O’na göster sevgini!
Sevgililer günü ya bugün..

Bilirsin, seven hep sevdiğini anlatır,
“Bülbülün yüz hikâyesi varmış, hepsi de gül üstüne..”
Bugün, ulaşabildiğin herkese O’nu (CC) anlat!
O’nu ve O’nun en sevdiğini(SAV)…
Telefonla,yüzyüze,kavlen ve fiilen O’nu anlat!

O, sana senden de yakın olanı..
O, seni senden de iyi bileni..
O, sen O’nu bıraksan da seni asla bırakmayanı..
O, en güzel sevda türküsünü, ölümsüzlük bestesini…

Sevgililer günü ya bugün..
Bilirsin, seven hep sevdiğini düşünür ya..
Bugün sen de hep O’nu düşün!
O’nun hoşuna gidecek bir şey yap! Memnun et O’nu..

Meselâ;
Şimdiye dek isteyip te yapamadığın bir emrini uygula bugün!
Eğer örtülü değilsen, hiç çıkarmamak sözüyle,
Bir başörtüsü al kendine!
Kılamıyorsan, bugün namaza başla!
Meselâ; “Kur’anı mutlaka öğreneceğim” de!
Biliyorsan, öğretmek için bir talebe bul kendine!
Bir ayet ezberle ve uygula onu!
Bugün bir hadis öğren ve öğret onu!

Meselâ; bugün sevgilini en az bir kişiyle tanıştır!
Hiç tanımadığın birine selam ver!
Bir yetimin başını okşa! Bir çocuğu sevindir bugün!

Meselâ;
İşyerine giderken bir tatlı götür bugün,
Ya da, elindeki tatlıyla çal komşunun kapısını,
Yüreğini bölüş, O’nu (CC) anlat bu vesileyle..

Bugün O’nun için birşey yap!
Ama yalnız O’nun için.. Nefsini hiç karıştırma!
Cennet hesapları yapma bugün,karşılık bekleme!
Pazarlıksız, riyasız olsun her yaptığın…

Bugün şöyle bir düşün!
Sevdiklerine ve hatta sevmediklerine,
Ne kadar çok vakit ayırıyorsun?..
Fanî dediğin şu dünya için ne kadar çok çalışıyorsun?..
Yarım saat sürecek bir ziyaret için,
On dakika sürecek bir yemek için, mutfakta ne kadar kalıyorsun?..
Nazlıca ağlayan yavrunun sesiyle nasıl fırlarsın yatağından, o soğuk gecede?..
İşverenin ay sonunda vereceği üç kuruş için nasıl kahredersin kendini?..
Sınıfını geçebilmek için, iyi not alabilmek için, nasıl geceni gündüzüne katarsın?..
Eşini, çocuklarını, anneni, babanı, nişanlını memnun etmek için nasıl da çırpınırsın…
Tüm bunlar ve senin de ekleyebileceğin dahaları için yaptıklarının,

SÖYLE, yüzde kaçını Allah için, habibullah için yaptın bugüne kadar?..

Evet bugün sevgililer günü..

Sen de buluş Sevdiğinle bugün!

At kendini seccadeye, bir tövbe et, dönmemecesine..

O’nun sevmediği herşeye “elveda” de!

Gözyaşların armağan olsun O’na..

Gözyaşların ve zaten O’nun olan yüreğin..

Bugün ve hergün!

                                                  Alıntıdır..

Yorum (7) Kalıcı Bağlantı

bizide seni yürekten sevenlerden eylesin Rabbim..

16/1/2008

Peygamber Efendimiz Tebük Seferinden dönünce Hz. Aişe'ye şöyle hitap ettiler. Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu rahmani kokular bu ilahi lezzet nedir?
Ey Allah'ın Resulü; Yemen oymağından Karen köyünden Üveys adında bir zat sizi ziyarete geldi. Mukaddes cemalinizin bağrı yanık aşıklarındanmış, zatı alinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra evin içinde bu ulvi kokuları hissettim.
-Ya Aişe, sen o zatı gördün mü?
-Evet ey Allah'ın Resulü sağ gözümün ucu ile baktım.
-Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim. Görüşün ve gördüğün mübarek olsun.
Bir müddet sonra Mescidi Nebeviye geçen Resulullah sahabelerine seslendiler.
Müjdeler olsun Üveysi gören gözleri ziyaret ettim, gelin siz de benim gözümü ziyaret edin dedi. Ve buyurdular; “Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor, şüphesiz ki tabiinin en hayırlısı Üveys'tir”.
Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Murdar kabilelerinin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.
Ve yine Resulullah son günlerinde Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe'ye vasiyet buyurdular. “Benden sonra hırkamı Üveys'e veriniz”
Yüksekliği tevazuda, liderliği nasihatta, nesebi takvada, şerefi kanaatte, rahatlığı zühdde, zenginliği tevekkülde buldum diye kendi hayatını anlatan bu Allah ve Peygamber aşığı kimdir? Onu tanımaya çalışalım.
555-560 yılları arasında Yemen'in Karen Köyünde dünyaya gelmiştir. Soyu Yemen kabilelerinden Muradoğullarından gelmektedir. Babasının ismi Amir'dir kendisinin asıl ismi Üveys Bin Amir-i Karenidir.
Türbesi Siirt'in Baykan İlçesinin 8 km. güney batısında bulunan Ziyaret (Veysel Karani) beldesinde bulunmaktadır. Türbenin bulunduğu bu belde her yıl yüz binlerce kişi tarafından ziyaret edilmekte ve burayı inanç turizmi açısından cazibe merkezi haline getirmektedir.
Tekrar Üveys El Karani-nin doğduğu yer olan Karen'e dönelim. Karen Yemen tarafında adı bilinmedik bir beldedir. Etrafı kum dağları ile çevrilidir. Kurak ve çoraktır. Birkaç kuyu, üç beş ağaç ve hepsi birbirine benzeyen toprak damlı evler, sadece develerin ve bedevilerin yaşayabileceği bu kavurucu coğrafyanın sakinlerinin gelirleri yok denecek kadar azdı. Bir şey ekip biçmezler, hayvanlarını da Üveys isimli bir çobana emanet ederler.
Üveys garip biridir. Dünyadadır ama ne dünyalığı nede dünyalık gibi bir kaygısı vardır. Güttüğü develer için ücret istemez, verenden alır, vermeyene sormaz bile, adı üzerinde çobandır işte, fakirdir ama cömertliğe geldi mi onunla yarışmak kimsenin harcı değildir. Paylaşacak çok şeyi yoktur, ama daima hayırda başı çeker. Üveys El Karani-de tek Allah inancı daha çocukluk yıllarında başlamış, olgunluk çağına geldiğinde bu inanca Peygamber sevgisi eklenince iç aleminde dış alemleri görür pencereler açılmıştır. Okul görmeden ve tek bir harf bilmeden Yüce Allah ona gayb alemlerini açmıştı.
Onun zengin gönül ikliminde sürekli olarak Allah'a ve Yüce Peygamberine sevgi çiçekleri yeşermişti. Hz. Peygamber daha dünyayı anlatmadan yıllar önce tek tanrı görüşüne ve Peygamberin geleceğine inanmış olması onun erdem dolu niteliklerinden en üstün olanıydı. Alemler serdarı Hz.Peygamber’i dünya gözüyle görmeden ona aşık olmuştu. Onu dünya gözüyle görebilmenin aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Ne yazık ki gönül gözüyle her zaman gördüğü Hz. Peygamberi dünya gözü ile görmemişti.
Hz. Peygamberin “Cennet Anaların Ayakları Altındadır” hadisi ile buyurduğu, anne kutsallığını yatalak olan annesine bir ömür boyu gösterdiği üstün hizmet ve ilgisiyle insan oğluna en güzel örneği hiç kuşkusuz Üveys El Karani Hz. vermişti. Hem kötürüm hem kör olan annesinin eli, ayağı ve kulağı olmuştur. Yedirir, içirir, yıkar, paklar ona bebek gibi bakar ne derse onu yapar, bir dediğini iki etmez, bir yüz ifadesinden bin mana çıkarır ve hepsini de yerine getirirdi.
Veysel Karani Hz. haram bilmez, yalan söylemez, boş, sahrada bir başına dolanan böylesi bir insanın günaha girme şansı da azdır. O gün boyu zikreder, af diler, ümmeti Muhammed'e dua eder. Ama en bilinen özelliği Allah ve Resulüne duyduğu tarifsiz aşktır. Veysel Karani'nin tek bir arzusu vardır. Yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı Serveri görebilmek. Gün gelir muhabbet ve Muhammed kelimeleri yüreğinde buluşur ve dışarı taşar. Efendimizin hasreti kor olur, ciğerini yakar ve en sonunda annesinden Peygamber Efendimizi gidip görmek için izin ister. Annesi itiraz etmese de bu yolculuğa razı değildir. Omuzlarını kaldırıp, boynunu büker mahzun bir uslupla “İstiyorsan git der.” Git bakalım beni kime emanet edeceksin?
Annesinden gönül rızasıyla izin alamayan Üveys, hasretini yüreğine gömer ve bu konuda bir tek kelime etmez, (Anaya itaatin erişilmez sembolü) ama o günden sonra daha fazla ağlar, daha fazla yalvarır, aşkını kayalara, kumlara anlatır. Kuşlarla, develerle dilleşir, serin seher yeliyle selamlar yollar, Harameyn'e ve ufuklar perde, perde açılır. Dağlar çekilir aradan. Artık o gün boyu ibadet eder, sürüyü melekler bekler. Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseder annesi, çaresiz oğluna anacığı Medine'ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamberi orada bulamayacak olursa, teşriflerini beklemeden dönmek şartı ile gitmesine izin verir.
Gönlü Allah ve Peygamber aşkı ve muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani izin alınca durmaz ve hemen Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar, tepeler ve kızgın çölleri aşarak Peygamber beldesi Medine'ye ulaşır. Hz. Peygamberin evine gider, Peygamberimizi evinde bulamaz. Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferindedir. Peygamberimiz bulamayınca çok üzülür. Ancak annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (r.a.) ye kainatın Efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen içimin aşkı Muhammed (s.a.v.) ile yandığını gönlümün bitmez niyazını bildiriniz diyerek ayrılır. Ve tekrar Yemen yolunu tutar.
Düşüne biliyor musunuz? Dünyada en çok istediği şey Peygamber Efendimizi görmek ve annesine verdiği sözden dolayı göremeden geri gitmek bu erdemliğe ulaşabilecek bir insan var mıdır ki? Bugün bizler ne yapıyoruz? Yaşlı anne ve babalarımız doğru huzur evlerine gönderiyoruz.
Tekrar Karene dönen Hz. Veysel Karani yine deve çobanlığı yapmaya devam eder. Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve alay ederler.
Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömer Veysel Karani Hz.lerini bularak Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerif-i ona verirler. Peygamberimizin Veysel Karani Hz.leri hakkındaki övgülerin duyulmasından sonra kıymeti anlaşılır ve herkes ona hürmet etmeye başlar.
Hz. Ali'nin halifeliği zamanında iki Müslüman gurup arasında çıkan Sıffın Savaşına katılmak üzere Hz. Ali tarafından Medine'ye davet edilir. Memnuniyetle bu davete icabet eder. Veysel Karani Hz.leri hemen Medine'ye giderek Hz. Ali'nin yanında Sıffın Savaşına katılır. Bu savaşta yaralanarak hicretin 37 senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş meydanında şehit düşer.
Sıffın Savaşında şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın olduğu yerde toprağa verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için tabutlar yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani de vardı. Mübarek naşı için üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehitler bindi ancak sahipleri üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki hiçbir kabile diğerini tatmin edip inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali'ye varınca; O, olayı İslami açıdan anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani'nin köken itibariyle Yemenli olduğunu ve Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti. Ancak diğer iki kabile bu teklife razı olmadı. Hz. Ali kura çekme teklifinde bulundu ise de buna da razı olmadılar. Bunun üzerine Hz. Ali peki dedi. Veysel Karani Hz.lerinin naşını ben korumaya alıyorum... Yarın görüşürüz der. Ve her üç kabile başkanları ile birlikte dağıldı.
Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve sabah kalktıklarında her üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile birbirinden habersiz naşın kendilerine verildiğini zannederek sessizce naşı alarak, biri Yemenin yolunu, biri Şam yolunu, biri Bitlis yolunu tuttu.
Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani Hz.lerinin kerameti böylece yeni olayların çıkmasını önler. Rivayetler O'nun şahsiyetini ve kerametini böyle anlatır. Ancak her şeyi bilen Yüce Allah'tır. O'nun defni ve mezarı şerifleri ile anlatılanlar birer rivayete dayanır.
Bu muhterem zatın türbesinin bulunduğu Siirt-Baykan İlçesinin Ziyaret Beldesinde her yıl 15-22 Mayıs tarihleri arasında anma töreni düzenlenir. Ve bu törene Türkiye'nin değişik yörelerinden akın akın insanlar gelmektedir.
Peygamber Efendimizin Veysel Karani Hz.lerine vermiş olduğu hırkası ise, İstanbul Fatih semtinde bulunan Hırka-i Şerif Camiinde her yıl Ramazanı Şerif ayı boyunca sergilenmektedir.
Gönül gözü... Aşkın böylesi... Cenabı Allah hepimizi aynı aşktan nasiplendirsin.Bize o mübarek zatın kabrini ziyaret etmek nasib oldu arzulayan bütün herkese rabbim nasib etsin..Şefaat olunacak kimselerden olmamız temennisiyle ALLAH a emanet olun..

Yorum (4) Kalıcı Bağlantı

hz.ibrahimsiz bir kurban bayramı daha....

22/12/2007


“Kurban" Kur'ân'da üç yerde geçer. İlk insanla başlayan kurban ibadetinde Hz. Adem'in her iki oğlu Allah'a kurban sunmuşlar.

Allah Habil'in kurbanını kabul etmiş, Kabil'inkini reddetmişti. Habil takva sahibi bir insan olduğu için kurbanı kabul edilmiş. Habil ise kurbanı kabul edilmeyince kardeşini öldürmeye yeltenmiş ve dediğini de yapmış.

Kur'ân, bu olayda olduğu gibi, kurbanın etinden ve kanından söz edildiği âyette de "kurban" ile "takva" kavramını birlikte anlatır. "Kurban" Allah'a yakınlık aracıdır, "takva" da Allah yakınlığı yaşandığı bir sonuçtur. "Ne onların etleri Allah'a ulaşır, ne de kanları. Sizden Allah'a ulaşacak olan takvanızdır" (Hacc, 22:37) âyeti kurbanda taşınması gereken niyetin, takva ölçüsü olduğu ifade ediliyor.

Takva korunmaktır, riyadan, gösterişten, benlikten, bencillikten, Allah'tan başkasının beğenisini ve beğenmesini öne çıkarmaktan korunmaktır. Takva olmayınca kurbanın ne cinsinin bir anlamı vardır, ne iriliğinin ve ufaklığının bir değeri vardır.

"Kurban" kelimesi bir Kur'ân kavramını daha akla getiriyor. O da "mukarreb" ifadesi. Allah'a en yakın olanlar, bu yakınlığı her an yaşayanlar ve sürdürenler. Biri ruhani varlıklardan olan "mukarreb melekler", diğeri de Allah'a yakınlıkta hep önde ve uç noktada duran mü'minler.

* * *

Bu yakınlık öyle şeyleri göze aldırır ki, hep kulluk öne çıkar, iman zirveye tırmanır, gelen emri yerine getirme çabukluğu ve heyecanı her şeyi gözden çıkarmaya kadar vardırır.

Bu meselede en çarpıcı örnek bir Tevhid ve teslimiyet âbidesi olan İbrahim Aleyhisselâmdır. Allah ona yumuşak huylu, salih bir evlat nasip eder. Bu İsmail Aleyhisselâmdır. Gördüğü sâdık bir rüya üzerine Hz. İbrahim oğluna der ki:

"Oğulcuğum rüyamda seni kurban ederken gördüm, buna ne dersin?" Oğlu anında cevap verir: "Sana emredileni yap, baba. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın." Baba-oğul emre boyun eğerler. Baba oğlunu yüzükoyun yere yatırır, elinde bıçak kurban etmeye niyetlenir. Niyetleri anında kabul olmuştur. Ve Allah bir mükâfat olarak, "Oğlunun yerine ona bir kurbanlık verdik" buyurur ve Cennetten bir koç gönderir.

Arkasında da Hz. İbrahim'in kulluğunu ve imanını metheder: "Doğrusu o bizim mü'min kullarımızdandı." (Sâffât, 37:100-111) Burada da "kurban" kavramının yanına "iman" kavramı yerleşir ve her ikisi de yanına gelir.

Kurbanda yakınlık vardır, yakınlıkta takva vardır, takvada teslimiyet vardır, teslimiyet de sağlam bir imanın açığa çıkması ve yaşanması vardır.

Hz. İbrahim'in fedakarlığına, Hz. İsmail'in teslimiyeti eklenmiş, her ikisinin Allah'ın rızasına ermek için birlikte sergilendikleri takva sırrı, babaoğlu kıyamete kadar anılacak ve yaşatacak bir hale getirmiştir.

* * *

Bugün 1500 senedir her yıl dünyanın dört bir tarafında, hacda her sene hacıların Minâ'da kestikleri kurbanda ve bundan sonra kıyamete kadar kesilecek kurbanların tamamında hep bu halis niyetin mükafatı vardır.

Öyle ki Allah'ın rızasından ve Ona teslim olmaktan başka hiçbir düşünmeden, hâlisane, sırf bir emri yerine getirmek düşüncesiyle, içlerinden geldiği ve inandıkları gibi yaşadıkları bu ibadet, birden dünyanın bütününü ve mü'minlerin tamamını kaplayacak ve kapsayacak bir genişliğe ulaşmıştır.

Allah'a en yakın olan Sevgili Peygamberimiz de, bu yakınlığını Rabbine arzetme niyetiyle vedâ haccında 100 deveyi kurban etmiş, böylece kurban ibadetinde de en zirve noktaya yücelmiştir. Zaten kurban kesen her mü'min, "Bana yakınlık nimetini bahşeden Yüce Rabbim, vermiş olduğun bu kadar maddi ve manevi nimetlere bir şükür ve minnet duygusunu yaşamak için Sana yaklaşmak ve yakınlaşmak için bu kurbanı kesiyorum" der, O'na olan yakınlığını ifade eder.

Bayramınız mübarek olsun, günleriniz hayırla geçsin.


EN EMİNE EMANET OLUN  DOSTLAR..DUALARDA BULUŞMAK DİLEĞİYLE...

Yorum (1) Kalıcı Bağlantı

şehidin mektubu..

9/11/2007

 
ŞEHİT
Ana bu sabah yine erken uyandık
Botları boyadık,düzeni yaptık
Sabah sabah iştimada dimdik ayaktaydık
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Bir emir geldi babacan komutandan
Araçlara bindik tam teşhizat hep bir andan
Karamanlı başladı dua okumaya ağzından
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Mataramda ki su sanki zem zemdi
Tetiğim gül oya,süngüm bir çiçekti
Yüreğimde ki sevda daha bir depreşti
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Sen geldin aklıma giderken göreve
Sivaslının gözündeki yaşa takıldı aklım
Sordum kendi kendime acep niye
Biliyordu o da kavuşmayacaktı nişanlısı Emine'ye
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Bir ses duyuldu önce kulaklarım oldu sağır
Az sonra geldim kendime koştum cenke
Arkadaşlar dökülüyordu tek tek yere bağır ALLAH diye bağır
Gözümde ki yaş düşmüştü gönlüme orda oldu kahır
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne

Vatan içindi dökülen kanlar yere
Çakallar karşı cephede mehmetçikler yerlerde
Tokatlı,Yozgatlı düşmüş kalmışlar üst üste
Allahım sen onlarında gazasını mübarek eyle
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
Doğduğum anı bilmem ama anam
Ölürken son sözüm oldu VATAN
Helaldir ona bu uğurda verilen her can
Ana ağlamaysın oğlun oldu şehit OSMAN
Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne
VATAN SAĞOLSUN

alıntı
 
Rabbim onların hatrına bizleride bağışlasın ...artık analar ağlamasın bebeler yetim kalmasın... nazlı gelinler yarsız kalmasın inşallah... en emine emanet olsun yiğitler..

Yorum (3) Kalıcı Bağlantı
« Önceki - Sonraki »

sevdik seni yaresuallah

yaresulallah özledik seni aşkın yakıyor şu kalbimi ne olur gel artık tut ellerimi

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

    Kategori yok

Bağlantılarım

  • RSS
  • >>

    Emanete ihanet etmeyin.. Halinizden sikayet etmeyin.. Büyügünüze emretmeyin.. Bos seylerde israr etmeyin.. Cahillerle sohbet etmeyin.. Nefesinizi bosa tüketmeyin.. Insanlari bekletmeyin.. Etrafinizi kirletmeyin. Hayatinizi mahvetmeyin.. Kimseye minnet etmeyin. Insanlari yüzüne karsi methetmeyin.. Kimseye küfretmeyin.. Kötülüge meyil etmeyin.. Malinizi bosa sarf etmeyin.. Sirrinizi açik etmeyin.. Her seyi merak etmeyin.. Suçunuzu inkar etmeyin.. Serefinizi kaybetmeyin.. Vataninizi terk etmeyin.. Iyilige niyet edin.. Büyüklere hürmet edin.. Sikintiya sabredin. Aza kanaat edin.. Sözünüzde sebat edin.. Bildiginizle amel edin.. Hatanizi kabul edin.. Yaramaz ise def edin.. Varken tasarruf edin.. Alimlerle sohbet edin.. Nefsinizle inat edin.. Sofraniza davet edin.. Zararliysa men edin.. Seviyorsaniz ifade edin.. Kalpleri fethedin.. Misafire ikram edin.. Muhtaca yardim edin.. Bilseniz de istisare edin.. Tehlikeye dikkat edin.. Hakki teslim edin.. Unutacaksaniz kaydedin.. Esirgemeyin lütfedin.. Gariplere merhamet edin.. Kazanmaya gayret edin.. Çalisani takdir edin.. Basariyi tebrik edin.. Mazereti kabul edin.. Her an tevekkül edin.. Hastalari ziyaret edin.. Çocugunuzu terbiye edin.. Herkese tebessüm edin.. Güvenseniz de kontrol edin.. Inanmayana ispat edin.. Fakirleri gözetin.. Hayir için sarf edin.. alıntıdır
    relojes web gratis
Designed by In Obscuro
< -->